TÜRKİYE’NİN VAZGEÇİLMEZİDİR!...

 

 

Prof. Dr. Mustafa Özcan ÜLTANIR

 

 

 28 Temmuz 2017

 

 

CUMHURİYET İLE BAŞLAYAN PETROL ARAMALARI VE MİLAT

 

Cumhuriyet daha üç yaşında iken, 1926 yılında Atatürk Türkiye’sinde petrol aramaları başlatılıyordu. 1935 yılına gelindiğinde petrol arama faaliyetini MTA üstleniyordu. 77 yıl önce 20 Nisan 1940’da Siirt Maymune Boğazı’nda Raman-1 sondajı ile ilk petrol bulunuyordu. 1926’da arama direktifini veren Mustafa Kemal Atatürk, 18 ay öncesinde hayata gözlerini yumduğundan bu başarıyı göremiyordu. Bulunan petrol kapanı ancak beş yıl sonra 1945 yılında üretim yapabilme aşamasına getirilmiştir.

 

Türkiye’nin yer aldığı coğrafyada yakın komşularında önemli petrol rezervleri bulunup işletildiğinden, Türkiye’de çalışmaların hızla geliştirilmesi hedeflenerek, 1954 yılında Menderes hükümeti tarafından yeni bir düzenlemeye gidiliyordu. Petrol önemli bir ekonomik meta olduğundan, petrol aramalarının ve üretiminin sadece kamu eliyle ve bilimsel-teknik enstitü çalışmalarıyla değil, dünya koşullarına paralel biçimde ekonomik bakışla, piyasaya dayalı işletmecilikle geliştirilmesi hedeflenmişti.

 

Türkiye petrolcülüğünde milat olan 1954 yılına kadar yalnız devletçi bakışla çalışmalar yürütülmüşken, o yıl yapılan yasal düzenlemeyle petrol alanı özel şirketlere ve bu kapsamda dolayısıyla yabancı şirketlere açılıyordu. Atatürk’ten sonra tutucu bir devletçiliğe sokulmuş Türkiye’de bu yasa bir devrimdi, ama muhalefet partisi İnönü’nün CHP’si yasayı “Kapitülasyon Kanunu” diye damgalayarak karşı savaş açacaktı. Yasal düzenlemenin bir Amerikalı uzmanın görüşleriyle yapılması da o günün deyişiyle milli petrol mücadelesine tuz-biber ekmiş oluyordu.

 

PETROL VE TPAO KANUNLARI

 

7 Mart 1954 tarihinde çıkarılan 6326 sayılı Petrol Kanunu ilk biçimiyle bugünkü koşullarda bile çağdaş liberal bir yasa olup, 2013 yılında çıkarılmış bulunan ve bugün yürürlükteki 6491 sayılı Türk Petrol Kanunu’na göre bazı üstün yanları olan bir yasadır. Ancak uygulamada kaldığı 59 yıl boyunca ne yazık ki çok budanmış, çok değiştirilmiş ve ruhundan adeta koparılmıştı, sonunda yerini yeni kanuna bırakmıştır. Bugünkü Türk Petrol Kanunu’nun ilk dört yıllık uygulama sonuçlarına bakılarak iki yasa kıyaslanırsa, eski yasanın başlangıçta getirdiği canlılığı, yeni yasanın getiremediğini görüyoruz.

 

Petrol aramacılığına liberal bir düzen getiren 6326 saylı eski kanunla beraber, aynı gün 6327 sayılı Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) Kanunu da çıkarılıyordu. Yasanın birinci maddesi “Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı” adı altında özel hukuk hükümlerine tabi olacak bir anonim şirketin kurulması için Bakanlar Kurulu’na yetki veriyordu. MTA’nın elinde olan tüm petrollü araziler ve petrol araması yapılan sahalar, haklar, her türlü teçhizat ve tesisat, gayrimenkulleri vs. TPAO’ya devrediliyordu.

 

TPAO’NUN KURULUŞU VE PETROL KAVGASI

 

Bakanlar Kurulu, kurulacak şirketin kurucu ortakları tarafından 6327 sayılı kanun hükümleriyle Ticaret Kanunu’nun bu kanuna aykırı olmayan hükümleri ve 6326 sayılı Petrol Kanunu hükümleri çerçevesinde tanzim edilecek Ana Sözleşmesi’nin usulüne uygun biçimde tasdik, tescil ve ilanını yapmakla yükümlüydü. Şirket sermayesinin yüzde 51’i (A) grubu hissedarlara, yüzde 49’u (B) grubu hissedarlara ayrılmıştı. (A) grubu hisseler devlet kurumlarınındı, (B) grubu hisselerin Hazine tarafından isteklilere satılması öngörülmüştü. Kamu kaynağı özel finansmanla desteklenmiş oluyordu.

 

10 Aralık 1954’de TPAO yasasına uygun biçimde kuruldu. Ortaklık söz konusu hisse dağılımıyla yine devletin yönetiminde oluyordu, ama o yıla kadar devletçilikle yüzde yüz sermayesi kamuya ait olacak kamu kuruluşlarına alışıldığından, milli petrol mücadelesi açan muhalefet TPAO’nun ticaret şirketi yapısını da hedef alıyordu. TPAO ilk petrol keşfini 1958 yılında Batman’da Germik-1 kuyusuyla yapmıştı.

 

Türkiye’de 1960 sonrası bulunmayan petrolün devletleştirilmesi kavgası başlatılmıştı. Bu kör dövüşte ekonomik meta olan petrolün önce bulunması düşünülmeden, sanki el altında hazırmış gibi sahiplenmeye ilişkin anlamsız bir sağ-sol tartışma yapılıyordu. Bu kör dövüşte TPAO kavgadan yarar değil, her zaman için zarar görüyor, hedef oluyordu. Geçmişte on yılda bir görülen askeri müdahalelerde petrolle ilgili mevzuat değişiklikleri ve TPAO’nun yapısı hemen gündeme geliyor, hatalı düzenlemeler yapılıyordu.

 

TPAO KİMLİK DEĞİŞTİRİYOR

 

12 Eylül Darbesi sürecinin öngördüğü devlet yapılanmasıyla TPAO’nun iktisadi devlet teşekkülü olarak düzenlenmesi, Turgut Özal’ın Başbakanlığı döneminde 9 Kasım 1984 tarihli son statüsüyle gerçekleşti. Gariptir ki bu statü değişikliğini yapmak, Türkiye’de piyasa ekonomisini yerleştirme, liberal yapının önünü açma savlarının sahibi Özal’a düşmüştü. Özal, 1979 yılında İstanbul Ticaret Odası’nın Enerji ve Petrol Sorunumuz Semineri’ne sunduğu bildiride petrolde devletçiliğe tümüyle karşı çıkarak, tam serbesti istiyordu. Beş yıl sonra siyasetin cilvesi ona söylediğinin tersini yaptırıyordu.

 

Yeni düzenlemeyle “233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” çerçevesinde çalışmak üzere yine Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) adı altında iktisadi devlet teşekkülü olmuştu. İktisadi devlet teşekkülü ticari esaslara göre faaliyet gösteren kamu iktisadi kuruluşu diye tanımlanıyor, ama Ticaret Kanunu’na özgü anonim ortaklık adının kullanılması, hem de başka ortakları yokken bu isimde ısrar edilmesi bir tezat oluşturuyordu. Bugün TPAO yerine yer yer Türkiye Petrolleri (TP) adının kullanılması bu değişiklik nedeniyledir, ama TPAO adı klasikleşip belleklere kazındığından, TP adı onun yerini tam olarak alamamıştır.

 

Yapılan düzenleme kapsamında kuruluşun hukuki bünyesi, amacı ve faaliyet konuları, organları, teşkilâtı ve müessese yapısı, bağlı ortaklık ve iştirakleri ile bunlar arasındaki ilişkiler, ilgili diğer hususlarda değişikliğe gidilmişti. Hukuki bünyesi çerçevesinde, TPAO'nun sermayesinin tamamı devlete ait olmak üzere statüde yazılmış biçimiyle “3000 Milyon TL” yani üç milyar lira öngörülmüş, sermayesinin ilgili Bakanlığın teklifi üzerine Yüksek Planlama Kurulu kararı ile değiştirilebileceği hükme bağlanmıştı.

 

Türkiye’nin anakarasının bağrındaki petrolü TPAO pompalıyor

 

PETROL FAALİYETLERİ VE TPAO’NUN EKSİK KALAN YAPISI

 

Petrol endüstrisi faaliyetleri üç ayrı kategoride ele alınır: Petrolcülükteki deyişle bunlar (1) upstream “üst akım” faaliyetleri (petrolün aranması ve üretimi), (2) midstream “orta akım” faaliyetleri (ham petrol taşıma depolama ve boru hatları), (3) downstream “alt akım” faaliyetleri (ham petrolün rafinerilerde işlenmesi, petrol ürünü yakıtların pazarlanması vs.) biçiminde tanıtılabilir.

 

Petrolcülükte en fazla gelir ve kazanç sağlanan faaliyet downstream faaliyeti olurken, en büyük yatırım ya da daha doğru deyişle harcama isteyen, karşılığını bazen hiç alamayacağınız upstream faaliyetleridir. Örneğin on kuyudan birinde petrol bulacağınızı varsayarsanız, upstream faaliyetleri yatırımcı için kumar gibidir. Petrol şirketleri bu kumarı oynamak zorunda olduklarından, dikey entegrasyon (bütünleşik yapı) ile kurulurlar. Yani her üç faaliyeti birlikte yaparlar ve böylece arama için kaynak sağlayabilirler. TPAO da aynı görüşle kurulmuştu, ama sonra suyu kesilen ağaç gibi bırakıldı, üstelik kurutulmak istenircesine budandı. Arama ve üretim dışı diğer faaliyetlerden uzaklaştırıldı, iştirakleri olan yan şirketleri koparıldı, hatta entegre yapıdan sapılmakla kalınmadı, böyle bir yapıyı oluşturması kesinlikle engellendi.

 

TPAO DIŞA AÇILMAK İSTEYİNCE TPIC KURULDU

 

Petrol endüstrisinde faaliyet gösterecek şirketin esnek yapıda olması gerekir. 1954 yılında öngörülen anonim şirket yapısıyla TPAO’nun kamu elinde ticaret şirketi olarak kurulması bu nedenledir. Ancak, 1983’de verilen iktisadi devlet teşekkülü yapısı esnekliği tümüyle kaldırıyordu. Türkiye coğrafyasının Ortadoğu komşularımız gibi büyük rezervler barındırmadığı, olanların da bulunmasının güçlüğü karşısında, başka ülkelerde petrol aramak ve oralarda üretim yapmak stratejisiyle TPAO dışa açılmaya karar verince, 1988 yılında kendisine bağlı olarak yurt dışında Turkish Petroleum International Company (Uluslararası Türk Petrol Şirketi) kısaca TPIC kuruluyordu.

 

TPIC’in vergi cennetlerinden biri olarak bilinen İngiltere’ye ait Jersey Channel Adaları’nda kurulmasıyla Türk kamu denetiminin dışında kalması, esnek yapısı, yüksek ücret statüsü nedeniyle iktidarların yurt dışındaki arpalığı olacağı eleştirileri gündeme oturuverdi. Ancak, TPIC 1990-96 yıllarında Mısır’da petrol keşfi yaptı, bulduğu sahaları üretime soktu. 1996-99 yıllarında uluslararası petrol ticaretine girişti. TPIC’in petrol aramaları Latin Amerika’ya Ekvador’a kadar uzandı.

 

TPIC 2008 yılında Kolombiya’da 19 uluslararası şirket ve petrol dünyasında yedi kız kardeşler olarak bilinen büyük şirketlere rağmen üretim-paylaşım anlaşmaları yaptı. OPEC ülkesi Venezuela’da benzer anlaşma arayışlarına girişti. “Nerede imkân varsa TPIC orada” stratejisiyle uluslararası petrol şirketi olarak yer edindi. Ülke içinde Petrol Ofisi özelleştirildikten sonra TPIC, alt kuruluşu olarak oluşturduğu Türkiye Petrolleri Petrol Dağıtım Limited Şirketi (TPPD) eliyle akaryakıt istasyonu faaliyetlerine başladı. Daha sonra yurtiçinde petrol dışı jeotermal kuyu sondajları hizmeti bile verdi.

 

TPAO’nun başlangıçta sadece yurt dışı faaliyetleri için kurduğu TPIC, yurt içinde akaryakıt ticaretinden başka petrol saha hizmetleri de veriyor, iş yaptığı ülkeler listesine yukarıda açıklanan Mısır, Ekvador, Kolombiya, Venezuela’dan başka Irak, Kazakistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Bangladeş, Suriye, Libya, KKTC ekleniyordu. Bugün için kayıtlı olduğu Jersey’deki ofisi dışında Türkiye’de Ankara merkez ve İstanbul ofisleri ile yurtdışında Irak, Kazakistan, Kolombiya, Azerbaycan ve Gürcistan ofisleri bulunmaktadır.

 

TPIC ÖZELLEŞTİRİLMEK İSTENEN TPAO’DAN AYRILIYOR

 

TPIC, TPAO’yu tamamlayan bir kuruluştu. Petrol endüstrisinin tüm değer zincirinde faaliyet gösteren TPIC, enerjide Türkiye’nin dışa bakan yüzü olmuştu. Arama-üretim, petrol saha hizmetleri, petrol ticareti faaliyetleri, yurtdışında ve yurtiçinde çeşitli projelerle sürerken, dört yıl önce birdenbire TPIC, TPAO’dan koparılıyordu.

 

TPAO’ya bağlı TPIC’in Boru Hatları ile Petrol taşıma A.Ş. (BOTAŞ)’a devrine ilişkin 24.12.2012 tarih ve 2012/4152 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı 22.01.2013 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giriyordu. Ardından da TPIC, 12.07.2013 tarihinde BOTAŞ adına tescil ve ilan edildi.

 

Oysa, ülkemize kazanç sağlamak adına tutarlı bir politika ve ulusal strateji kapsamında birbiriyle bağlantı faaliyet gösterecek biçimde hem TPAO’ya hem TPIC’e ihtiyaç varken, niçin ayrılıyorlardı? Bu ayrılığın arkasında ülkemize kayıp getirecek bir niyet vardı. O niyet TPAO’yu özelleştirme amacıydı, bunun gereği düzenleme yapılıyordu. TPAO’nun etkin kolu, ileride TPAO’yu özelleştirme amacıyla kesiliyordu.

 

Asıl yapılması gereken böyle bir ayrılık değil, her iki kuruluşun da uygulamada ortaya çıkan eksikliklerinin ve yanlışlıklarının giderilmesi, daha etkili ve verimli biçimde çalışmak üzere düzenlenmeleriydi. Çünkü Türkiye için TPAO vazgeçilemez olduğu gibi, TPIC de vazgeçilemezdir. Bu iki kuruluşun biri diğerinin yerine ikame olunamaz.

 

TPAO VAZGEÇİLEMEZLİĞİNİ KANITLAMIŞTIR

 

Yıllar itibariyle 1955-2016 sürecinde Türkiye’de kamu kuruluşu TPAO ile yabancı ve yerli özel petrol kuruluşlarının faaliyetleri kıyaslandığında, aramaya yönelik jeolojik ve jeofizik saha çalışmalarının dörtte üçü TPAO tarafından yapılmıştır. Arama, tespit, üretim, istikşaf çeşitleriyle açılan kuyu adet ve metrajında da benzer oranlarda büyük pay TPAO’ya aittir. Bunun sonucu olarak Türkiye’nin yerli petrol ve yerli doğalgaz rezervinin büyük bölümü TPAO’nun elinde bulunmaktadır.

 

Son yıllar itibariyle Türkiye’de üretilen petrolün yüzde 70-75, doğalgazın yüzde 55-60 kadarı TPAO’nun üretimidir. Ne var ki bu üretimler Türkiye’nin tüketimi karşısında küçük kalmaktadır. Dolayısıyla ülkemizdeki toplam petrol tüketiminin yüzde 89-90’ı, doğalgaz tüketiminin yüzde 98-99’u ithalatla karşılanmaktadır. Yerli üretimi artırmanın yolu petrol araştırmalarını artırmaktan geçer. TPAO’ya ihtiyacın nedeni budur. Gerekli araştırmaları emperyalist Batı’nın petrol şirketlerinin, yedi kız kardeşinin ya da türevlerinin yapmadığını, potansiyeli büyük kazançlı rezervler dışındakileri ötelediklerini, Türkiye’deki geçmiş 63 yıllık uygulama göstermiştir. Kaldı ki ulusal çıkarını düşünen hiçbir ülke kendi doğal kaynaklarının aranması ve geliştirilmesini emperyalist olsun olmasın hiçbir yabancı ülke kuruluşunun inisiyatifine bırakamaz.

 

TPAO’YA İHTİYACIN NEDENİ BAKİR PETROL ALANLARIMIZ

 

Türkiye hidrokarbon olanakları bakımından yeterince aranmış değildir. Bugüne kadar ortaya konulmuş üretilebilir rezervinin 3,5-6,5 katı büyüklükte rezervin anakarasında ve kara sularında bulunabileceği savı bir yana bırakılsa bile, denizlerde karasularının ötesinde münhasır ekonomik sahaları içinde kalan olası hidrokarbon kapanları arama beklemektedir. Arama sürecinde petrol sondaj matkabının ucundadır, bulunacak hidrokarbon kapanının ekonomik olup olmadığı bile kuyu açılmadan belirlenemez. Türkiye’de 1934-55 döneminde 40 adet, 1956-1988 döneminde 808 adet, 1989-2016 döneminde 995 adet olmak üzere toplam 1843 adet arama kuyusu açılmıştır. Bu sayı yeterli görülemez, çünkü bunun on katı fazla kuyu açılabilmeliydi!...

 

Türkiye’de yeterince petrol var mıdır yok mudur tartışmasından önce, ortada olan gerçek, yukarıda da vurgulandığı gibi Türkiye’nin egemenlik alanlarında yeterli arama çalışmaların yapılmamış olmasıdır. Bu nedenle havada kalan savlarla Türkiye’de bol miktarda petrol olduğu, hatta petrol denizi üzerine oturduğumuz, yabancıların petrolün bulunmasını engelledikleri, açarak petrol buldukları kuyuları kapattıkları tartışmaları da yersiz ve anlamsız kalmaktadır. Türkiye petrol bulgulamanın zor olduğu bir coğrafyaya sahiptir. Bu zorluğu birikimi olan deneyimli, güçlü ulusal kuruluşlarla çalışmaları geliştirerek aşabiliriz. İşte bunun için güçlü TPAO’ya ihtiyaç vardır.

 

Denizlerimiz (offshore alanlar) büyük umutlar vadediyor.  Üstelik de denizlerimiz şu anda en bakir gözüken yerlerdir. Karadeniz’de doğal petrol sızıntıları olduğu biliniyor. Hazar Denizi ile Karadeniz arasındaki benzeşim bilimsel bir gerçek. Doğu Akdeniz petrol ve doğalgaz bulgularıyla dünyanın giderek önem kazanan bir yöresi. Türkiye denizlerde, kara sularının ötesindeki münhasır ekonomik sahalarında kalan açık denizlerdeki hidrokarbon aramalarını geliştirmek zorunda. Bunu değerlendirebilecek birikimi olan ulusal kuruluşumuz bizim vazgeçilmezimiz olan TPAO’dan başkası değil.

 

TPAO’nun Barbaros Hayrettin Paşa sismik arama gemisi denizleri tarıyor

 

TPAO’NUN GÜÇLENDİRİLMEMESİ KAYIP OLUŞTURMUŞTUR

 

Bugün dünyanın önemli uluslararası petrol şirketlerinden biri olan Brezilya’nın Petrobras adlı devlet şirketi de TPAO gibi 1954 yılında kurulmuştu. Petrobras dünya petrol şirketleri sıralamasında şimdi 14’üncü sırada geliyor, bu sıralamada TPAO’nun klasik deyişle ne yazık ki esamisi yok, yani listede adı geçmiyor. Gerçi Brezilya bir petrol ülkesi, ama Petrobras Karadeniz’e kadar arama için gelen, TPAO’nun teknik işbirliği istediği ve teknolojik yardımına ihtiyaç duyduğu bir şirket. Petrobras böylesine gelişirken TPAO’nun neden gelişemediğinin yanıtı önem kazanıyor.

 

Verilecek yanıtın temelinde, TPAO’nun çoğunlukla ehil ellerce yönetilmemesi, siyasi iktidarlarca arpalık olarak kullanılıp sömürülmesine karşın, gereken destek ve teşviklerden yoksun bırakılması, kurumsal yapısının geliştirilmemesi, petrol politikasındaki yanlışlıklar sıralanabilir. TPAO’nun gereken entegre yapıda ve esnek çalışma koşullarına sahip olacak biçimde geliştireceği yerde, güçlenip büyümesinin engellenmesiyle neden olunan kayıp, TPAO-Petrobras karşılaştırmasından görülüyor.

 

İstanbul Sanayi Odası’nın 2016 verilerine göre, Türkiye’nin 500 büyük sanayi kuruluşu sıralamasında TPAO 66’ncı sırada geliyor. Oysa 2015 yılında 54’üncü sıradaydı.  2011 yılında 26’ncı sırada bulunuyor, ama en fazla kâr eden kuruluşlar listesinin birinci sırasında yer alıyordu. Kısacası AKP iktidarı son yıllarda TPAO’yu geriletip küçültmüştür. Pek tabii bu kabul edilemez bir durum ve TPAO’nun güçlendirilmesi gerekiyor. Oysa şimdi yapılan ve yapılmak istenen gerekenle taban tabana zıt.

 

 

TPAO açık denizlerimizdeki petrolü bulup çıkaracak kuruluşumuz

 

TPAO KÜÇÜLTÜLEMEZ, TASFİYE EDİLEMEZ, SATILAMAZ

 

Evet, TPAO küçültülmemeli, hele hele tasfiyesi ve satışı hiç düşünülmemeli, ama bugün izlenen yolun tam tersi olduğu görülüyor. 20 Temmuz 2017 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan Bakanlar Kurulu kararıyla TPAO ve TPIC varlıklarına ve haklarına ilişkin olarak yapılan değişiklik hatalı yola sapılmak istendiğini gösteriyor.

 

Bakanlar Kurulu’nca 12.06.2017 tarihinde kararlaştırılan 2017/10472 sayılı söz konusu kararın birinci ve ikinci maddeleri aynen şöyle:

 

MADDE 1- Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TP)’nın sondaj, workover, kuyu tamamlama ve jeofizik operasyonları servis hizmeti işlerine ait her türlü araç, iş makinası, kule, gemi, diğer her türlü ekipman, malzeme, sondaj park sahaları ve müştemilatı Boru Hatları ile Petrol taşıma A.Ş. Genel Müdürlüğü’ne ait Turkish Petroleum International Company Limited Şirketi (TPIC)’ne kayıtlı defter değeri üzerinden bedelsiz olarak devredilir. Devredilen servis hizmet işlerinde kullanılan taşınmazlar da kayıtlı defter değeri üzerinden bedelsiz olarak TPIC’in kullanımına tahsis edilir.

 

MADDE 2- TPIC’in yurt içinde ve yurt dışında doğrudan sahip olduğu petrol arama ve işletme ruhsatları veya bu ruhsatlardaki hisseleri, tüm hak ve yükümlülükleri ile birlikte TP’ye bedelsiz olarak devredilir.

 

Yukarıya aynen aktardığımız maddelere göre TPAO’nun petrol ruhsatları dışında petrol aramak için gerekli nesi varsa hepsi TPIC’e devrediliyor. Yani petrol aramaları yapabilecek makine-ekipman ve kısaca her türlü donanıma sahip tek kuruluş, kamu denetimi dışında kalan TPIC oluyor. TPIC’in elindeki arama ve üretime ilişkin ruhsatları, hakları kararda TP denilen TPAO’ya devrediliyor. Sonuç olarak Türkiye Petrolleri’miz, kısaca bizim TPAO’muz ruhsat portföyü ve üretim kuyularıyla özelleştirme adına çekici bir kuruluş haline getiriliyor. Kimin için ve ne için?...

 

Bilindiği gibi Türk tipi Cumhurbaşkanlığı sistemi ile denetimsizliğe koşmaya başlarken, kamu adına sahip olunan ekonomik kuruluşların denetimsizliği için özel hukuk hükümlerine göre faaliyet gösterecek Varlık Fonu oluşturulmuş, diğer kuruluşlarla birlikte TPAO da bu fona aktarılmıştı. Fona aktarılan kuruluşların özelleştirilebilmesi, ipotek edilmesi vs. mümkün hale getirilmişti. Anlaşılan önümüzdeki dönem TPAO’nun satılması gündeme gelecek. Kuşkunuz olmasın örtülü pazarlık yapılıyor olmalı!...

 

TPAO “TÜRKİYE PETROLLERİ HOLDİNGİ” YAPILMALIDIR!

 

TPAO için yapılması gereken TPAO’yu satıp özelleştirmek değildir. Kuruluşundaki yapıya günün koşullarına uygun biçimde dönülmelidir. Tabii ki artık anonim ortaklık değil, kamu yönetiminde, ama halka ve özel sermayeye de belli oranda (yüzde 49 üst sınır olmak üzere) açık, petrol endüstrisinin tüm değer zincirinde faaliyet gösterecek bir holding olarak yapılandırılıp güçlendirilmelidir.

 

Holdingin yönetimi ve denetimi kamu elinde olmalıdır, ama yurt içinde ve dışında piyasa koşullarında faaliyetlerini kolaylaştırıcı esnekliğe de sahip bulunmalıdır. Entegre yapıda upstream, midstream, downstream faaliyetlerinin tümünde görev alacak şirketleriyle güçlü bir Türkiye Petrolleri Holding’i ile Cumhuriyetimizin 100’üncü yılına çıkmalıyız. TPIC de bu entegre yapıda yerini almalıdır. Alnımızın ak çıkabilmesi için önerdiğimiz Türkiye Petrolleri Holdingi’nin karasal ve özellikle denizsel alanlarda yeni bir arama seferberliğini başlatarak yürütüyor olması gerekir.

 

15 yıllık AKP iktidarı kuruluşlarımızı satıp özelleştirmekle Türkiye’yi büyütemedi, değerlerimizi kaybettirdi, oysa değerlerimizi artırmak için yeni çağdaş kuruluşlar kazandırmak gerekiyor. Tabii eğer gerçekten büyük ve güçlü Türkiye isteniyorsa…

Kasim 29 2016 Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Haklı İstemi

Kategoriler

DUYURULAR